Sonbahar yağmurlarından en fazla faydayı nasıl elde edebiliriz ve içinde bulunduğumuz yeni iklim koşullarını bahçemiz için ne şekilde değerlendirebiliriz? Bahçemiz için diyoruz ama herkes kendi bahçesi için çalışırsa bu aslında tüm Dünyamız için bir çevresel dönüşüm olabilir.
Yazımın kahramanı Marcus de la Fleur eğitimini yağmur suyu
kullanımı ve ekolojide sürdürülebilir teknolojiler üzerine yapmış çevreci bir peyzaj mimarı. Bir peyzajı planlarken her detaya ‘çevre için nasıl bir katkı sağlayabilir’ sorusu ile cevap arayan biri. Yağan yağmurların eve, bahçeye zarar vermeden uzaklaştırılması için birçok sistemin kullanılması fikrine karşılık bu suların yeniden yeraltına aktarılması ve böylece akıllı eko sistem tarafından gerektiğinde ve gerektiği kadarının kullanılmasını savunmakta.
Dünya üzerinde yapılaşmanın artmasıyla doğal su döngüsü
zarar gördü. Betonlaşma artmadan önce boş arazilerde yağışlar toprağın üzerine düşüyor ve doğal yollarla emilerek tekrar yeraltına filtre ediliyordu, yapılar yapıldığında ise yağışlar oluklar, borular veya hendeklerle taşınarak belli noktalardan bir anda yer altına verilmeye başladı, bu da hem yeraltında tutulmasını zorlaştırırken hem de toprağın belli yerlerde ıslak, belli yerlerde de kuru kalmasına yol açtı. Çevreci araştırma kuruluşlarını savunduklarına göre sağlıklı topraklarda bolca bulunan organik maddeler yeraltına geri kazandırılan yağmuru bir sünger gibi emerek zaman içinde yavaş yavaş bırakıyor ve kuraklık dönemlerinde zararın daha az olmasını sağlıyor.
De la Fleur da bundan yola çıkarak oluşturduğu pilot projede
bir ev ve bahçenin yağıştan maksimum düzeyde yararlanmasının yollarını incelemiş. İlk önce bahçedeki geçirgen olmayan beton yüzeyleri kırarak ‘taş ve toprak’, ‘tuğla ve toprak’ veya ‘parçalı beton ve toprak’ alanlara çevirmiş.
Böylece yağış arada kalan boşluklardan süzgeçten geçer gibi kolayca yeraltına geçmeye başlamış. İkinci iş olarak eski zamanlarda sıkça kullanılan yağmur bidonlarını evin iki yanına yerleştirerek çatıda toplanan suyun fazlasını sonradan kullanmak üzere depolamış. Temiz yağmur suyu sonraki kurak günlerde bahçe sulamasında rahatlıkla kullanılabilir ne de olsa. Daha sonra evin küçük
çatısının üzerine hafif ve izolasyonlu bir çatı bahçesi düzenlemiş. Isı
izolasyonuna katkısı olan bu yöntem bitki köklerinin yağışın bir kısmını daha tutmasını sağlıyor. Tamamen sıcağa ve yağmura dayanıklı az köklü bitkileri kullandığı bu bahçe çatının ağırlık kaldırabilme gücüne bakılarak hazırlanmış. Köklerin su tutma özelliğinden yararlandığı bir başka çözüm de bahçenin çok yağış alan ve suyun yönlendiği eğimli kısımlarına nemli toprakta yetişen bitkiler ekerek yağmur bahçeleri oluşturmak olmuş. Bu bitkilerin bahçemiz için çok önemi olan yabani hayatı da (arılar, kuşlar vs.) davet ettiğini fark etmiş. Bunlara ek olarak bahçenin bir kısmında eskiden çakıltaşları ile döşenmiş olan otopark bölümünde de ufak bir değişiklik yapmış, çakılı dayanıklı yabani bitki ve çim çeşidi ile karıştırmış. Böylece suyu süzüp yeraltına gönderen bir alan daha yaratmış. Buraya kadar bahsedilen tüm denemeler bizim de bahçelerimizde uygulayabileceğimiz sistemler. Bu projede ayrıca tuvaletlerde veya çamaşır yıkamada kullanılmak için yağmur suyu depolayan özel üniteler de yapılmış.
Marcus de la Fleur yeni birçok projeye ve fikre daha imza
atarak bizlere de bu tür fikirler vermeye devam edecektir. Takip etmek isterseniz web sitesi www.delafleur.com .
Değişen iklim koşullarına ayak uydurmanın mümkün olduğunu
bize gösteren bu çevreci denemeler bahçelerde kolayca uygulanabilir ve bu yolla ekolojik dengeye bireysel faydamız da olduğunu da görebiliriz.
Selvi Gürevin